Bel Ağrıları

Günlük poliklinik rutinimizde en sık bel ağrısı yakınması olan hastalarla karşılaşmaktayız. Çok sık görülmesi nedeni ile de toplumun sağlığını doğrudan etkileneceği sonucuna ulaşmak yanlış olmaz sanırım.

Özellikle gelişmiş ülkelerde fiziksel aktivitenin azalması, obesitenin artması gibi nedenlerin görülme sıklığını arttırdığını ve her yaşta ve cinsiyette bel ağrısının görülebildiğini biliyoruz.

Aslında hastamız bize bel ağrısı yakınmasını ifade ettiğinde aklımızda çok temel bir algoritma oluşur. Bu algoritmanın ilk basamağını ağrının süresi oluştururken (akut mu kronik mi? sorusu ilk akla gelir) oluş biçimi arttıran ve azaltan faktörler, eşlik eden başka yakınmaların olup olmadığı gibi diğer basamaklar zihnimizde hızlıca oluşur.

Peki nedenleri nelerdir?

Bel bölgesi vücudun ağırlık merkezi olduğundan aslında vücutta yapılan hemen tüm hareketten etkilenmektedir. Belin anatomik yapısında baktığımızda 5 tane omurdan (kemik yapı), 4 adet diskten (iki omur arasındaki yumuşak doku, omurganın amortisörü yani yük dağıtıcısı da diyebiliriz), omurları bir arada tutan bağlar, eklemler ve kaslardan oluşmaktadır.

Bel bölgesi hemen tüm hareketlerden etkilendiğinden ötürü sürekli ve yineleyen zorlamalara maruz kalan bir bölgedir. Belli vücut hareketleri sırasında bele akseden yük tahmin edilenin çok üzerindedir. Örnek vermek gerekirse, dizleri kırmadan öne doğru yapılan eğilmelerde bel bölgesine yansıyan yük vücudun belden yukarı kısmının ağırlığından yaklaşık 5-6 kat fazladır. Otururken dahi bele binen yük vücut üst bölgesinin ağırlığından birkaç kat fazladır. Bu nedenle oturuyorken belimizi dinlendirmediğimizi akılda tutmamızda fayda var.

Devam edelim;

Omurlar arasında bulunan ve disk olarak isimlendirdiğimiz oluşumların çevresi çok sağlam doku ile çevrili içinde yoğun kıvamda bir sıvıdan oluşan bu yapılar omurganın esnekliğini ve aynı zamanda yükün dağıtılmasını sağlarlar. Ancak bu mekanizmanın sağlıklı çalışabilmesi için omurga çevresindeki bağların ve kasların, bel ve karın kaslarının da yeterince güçlü ve esnek olması gerekir.

Yaşımız ilerledikçe orta yaşlardan itibaren belirginleşen doku yaşlanması doğal olarak diskleri, bağları ve kasları da etkileyecek ve bu yapıların giderek zayıflamasına, esnekliğinin azalmasına ve yüklenmeye karşı daha dayanıksız hale gelmesine yol açacaktır. Yaşlanmanın getirdiği bu olumsuzluklara bir de hareketsizliğin getirdiği zayıflık ve esneklik kaybı eklendiğinde veya yeterince güçlü olmayan bu yapının dönem dönem ve hazırlıksız olarak aşırı yüklerle karşılaşması durumunda bel fıtığı gibi hasarların oluşması beklenilen bir tablodur. Bel ağrıları bu yüklenme ve aşınmalara bağlı etkiler sonucu ortaya çıkabilmekte kireçlenme, bel kayması, disk kayması (bel fıtığı) gibi pek çok tanılarla karşımıza çıkabilmektedir.

Buraya kadar anlattıklarım kas iskelet sistemine ait sorunlar nedeni ile oluşan bel ağrısı kaynakları iken iç organlardan (böbrek, pankreas gibi), damarsal yapılardan (aort anevrizması gibi), kadın hastalıkları (rahim ve yumurtalıklardan kaynaklanan), kanser veya kanserin bu bölgeye yayılmasından kaynaklı pek çok sebebi bulunabilmektedir. Bu nedenle her bel ağrısının en baştan dikkatli bir şekilde bir hekim tarafından değerlendirilmesi çok önemlidir. Bu nedenle sebebini bilmeden tedaviye odaklanmak yanlış sonuçlar doğurabilir

Tıp camiası hastalıkların hangi bireyleri etkileyebileceğini önceden belirleyebilmek için risk faktörlerinden faydalanır. Dolayısı ile bel ağrıları için de tanımlanmış risk faktörleri de mevcut…

Bunlar;

  1. Kişisel risk faktörleri
    a. Duruş bozuklukları
    b. Aşırı kilo
    c. Kas gücü zayıflıkları
    d. Sigara içme
    e. Genetik faktörler
    f. Şeker hastalığı, kemik erimesi gibi ek hastalıkların varlığı
    2. Mesleki risk faktörleri
    a. Ağır kaldırma gerektiren işlerde çalışma
    b. Devamlı eğilerek veya sabit durularak yapılan işlerde çalışma
    c. Taşıt aracı kullanma gerektiren işlerde çalışma

 

Buraya kadar okuduysanız kafanızda bazı şeyler belirmeye başlamıştır….

Şimdi gelelim bel ağrılarında tanı nasıl konulur?

Bel ağrılarında tanı için hastamızın şikayetlerini dikkatli bir şekilde öğrenmek gereklidir.  Hastanın gece uykudan uyandıran ağrısı, sabah tutukluğu, istirahatle artan ağrısının varlığı bizleri romatizmal ve diğer önemli hastalıklar açısından uyarır ve daha ayrıntılı tetkiklere yönlendirir. Ayrıca ağrının hareketle ilişkisi, hangi pozisyonlarda daha fazla olduğu, hangi pozisyonlarda azaldığı, öksürme-hapşırma ile ağrı varlığı, bacaklara ağrı yayılımı, bacaklarda ağrı ve uyuşukluk olup olmadığının öğrenilmesi de tanı için oldukça önemli veriler sağlar. Hastamızın yaptığı işin, sosyal hayatının ve alışkanlıklarının da mutlaka öğrenilmesi gerekir.

Bel ağrılarının temel nedeninin anlaşılması için en önemli tanı aracı aslında muayenedir. Ağrının kaynaklandığı bölgeyi bulmak için kapsamlı bir muayene yapılması şarttır. Bu muayene belin eklem hareketini, etraf kasları, bel kaynaklı sinirlerin nörolojik muayenesini ve iç organ muayenesini gerektirir. Özellikle nörolojik muayene ile bel fıtığı, kanal daralması, bel kayması gibi bir durumdan kaynaklanan sinir kökü baskılarının varlığının doğru bir şekilde saptanması gereklilik halinde (kas güçsüzlüğü-kısmi felç) ameliyat kararı verilmesi açısından son derece önem taşır. Bu nedenle sadece bana lomber mrg (bel emarı) raporunu ya da görüntüsü ile tedavi seçeneğini soran hasta yakını veya tanıdıklarımı kırmamak için raporlarına göz atsam da muayene etmeden tanı ve tedavi önermemeye gayret ediyorum.

Muayene sonrasında ise yine gereklilik halinde röntgen (direk radyografi) MR, tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinden, sinirlerin durumunu tespit etmek için EMG’den ve romatizmal hastalıkların ayırılması için kan tahlillerinden faydalanıyoruz (her tetkikin bize sağladığı bilgi aslında birbirinden farklı, hiçbir yöntem diğerine göre tam olarak üstün değil bunu da buraya not edelim).

Hastamızın bel ağrısının tanısını koyduktan sonra tedavide neler öneriyoruz?

  1. Ağrının azaltılması için yapılabilecekler
    -İlaçlar: Bel ağrılarında ağrının azaltılması için ilaçlar kullanılabilir. Bu amaçla ağrı kesici/antiromatizmal ilaçlar, kas gevşeticiler, yardımcı (adjuvan) ilaçlar, zayıf opioidler kullanılabilir. Bu ilaçlar ağızdan alınabileceği gibi dışardan sürülen jel/krem şeklinde de kullanılabilir.
    -İstirahat: Bir diğer tedavi metodu istirahattir (ben istirahatin etkisini çok önemsiyorum). Bel yük taşıyan bir bölge olduğu için bölgeden yükün azaltılması amacıyla istirahat uygulanabilir. Bu amaçla kısa süreli yatak istirahati, bel korsesi kullanımı önerilebilir.

-Tamamlayıcı tıp yöntemleri: Bel ağrısını kontrol altına almak için tamamlayıcı tıp yöntemlerinden akupunktur, nöral terapi, ozon terapi, mezoterapi, proloterapi, kuru iğnenjeksiyonları, eklem enjeksiyon kullanılabilir. Kliniğimizde bu tedavilerden akupunktur, nöral terapi ve ozon tedavisi kullanılmaktadır. Bu 3 yöntem düşük yan etki profili, ağrıyı hızlı kontrol etme yeteneği ve bütüncül bakış açısı ile bel ağrısını oluşturabilecek diğer sistemlerin tedavisine de imkan sağladığı için tercih ettiğimiz yöntemlerdir.
-Fizik tedavi: Bel ağrılarında fizik tedavi araçlarının kombine kullanımı uzun yıllardır yapılan ve başarılı tedavi metodlarından olduğu için önerilmektedir. Kas spazmını azaltması, ödemi azaltması, kan akımını arttırması ile bel bölgesindeki ağrıyı kontrol altına alabilmektedir.
2. Bele binen yükün azaltılması Bel ağrılarında bele binen yükün azaltılması için önerilen yöntemlerden biri özellikle akut ağrılı durumlarda korse kullanımı ve yatak istirahatidir.
Bir diğer önemli yöntem kilo verilmesidir. Özellikle kilo fazlalığı yaşayan hastaların mutlaka kilo vermeleri önerilir.
3. Egzersiz ve bel koruma teknikleri Bel ağrılarında egzersiz akut dönem geçtikten sonra bir ilaç kadar etkili bir yöntemdir. Egzersiz ile amaç bel etrafındaki kasları güçlendirmek, spazm nedeniyle kısalmış kasları kısaltmak ve bağları germektir. Bu şekilde bel etrafında dengeli ve doğal bir korse oluşumu sağlanır. Bel ağrılarında bel bölgesine yönelik egzersizlerin yanı sıra aerobik egzersiz denen büyük kas gruplarının çalıştığı, kalp atım sayısı ve solunum sayısını arttıran egzersizler de yapılmalıdır. Bu egzersizler aynı zamanda kilo kontrolüne de katkı sağlar. Ayrıca mutluluk hormonu denen endorfinlerin artmasını da sağlayarak hastanın hem ruh durumunu düzeltir hem de ağrısını azaltır. Bu egzersizler koşma, yürüme, yüzme, dans gibi egzersizlerdir. Hasta hangisini daha çok seviyorsa onu yapmalıdır. Çünkü beklenen etkilerin oluşması için aerobik egzersizlerin en az 8 hafta yapılması gerekir. Vücut esnekliğini arttıran pilates, yoga gibi egzersizler de yapılabilir. Bu egzersizlerin yapılması sırasında ağrı oluşturan hareketlerden kaçınılması, egzersiz yoğunluğunun yavaş arttırılması önerilir.

Kliniğimde bel ağrısına yönelik proloterapi, kuru iğneleme yöntemi, ağrılı nokta enjeksiyonları ve eklem enjeksiyonları uygulamaktayım. Bunun yanında deneyimli fizyoterapist ekibimle hastalarımıza fonksiyonel egzersizler, pilates ve yoga egzersizlerini içeren tedavi programlarını düzenlemekteyim.

Hastalarımızın tedavileri tamamlandıktan sonra normal rutinlerine döndüklerinde hekim kontrolü dışında spor salonlarında yapılan egzersizlerde de ilgili spor hocasına durumun anlatılması, yine egzersiz yoğunluğunun yavaş arttırılması, uygun olmayan şekilde ağırlık kaldırmaktan kaçınılması, ağrı oluşturan hareketlerden kaçınılması önerilmesi önemlidir.

Bel koruma teknikleri, hem günlük yaşam aktivitelerini yaparken hem de mesleksel aktiviteleri yaparken uygulanmak üzere öğretilmelidir. Bu nedenle hastanın meslğini ve bu mesleği yaparken hangi vücut hareketlerini yaptığının öğrenilmesi gereğinde ergonomik düzenlemelere de gidilmesi, hastaların bu açıdan da uyarılması gerekir.

Leave a comment

Doç Dr. Demet Demircioğlu © 2021. Her hakkı saklıdır

Randevu Al